WWW.NPGRUP.COM.TR
Your browser version is outdated. We recommend that you update your browser to the latest version.

SİNOP

Kentin Tarihte Adı Antik Çağ'da, Paflagonya bölgesi içinde kalan Sinop'un saptanabilen en eski adı, Sinope’dir. Bir söylenceye göre kent adının kurucusu olarak kabul edilen Amazon'dan dan almıştır. Bir başka söylenceye göreyse, kenti eski Yunan'da Irmak Tanrısı Asopos'un su perisi kızlarından Sinope kurmuştur. Söylenceler, İÖ V. - IV. ve III. yıllarda tarihlenmektedir ve aynı dönem kent sikkeleri üstünde, Sinope'nin başı görülmektedir. Hangi söylence benimsenirse benimsesin, kentin kurucusunun Sinope olduğu kesindir. Ancak, Sinope bir su perisi ise, kentin Yunanlı kolonicilerce; Amazon ise; Anadolu'nun yerli halklarınca kurulmuş olması gerekir. Bu ikilem, dilbilim çalışmalarıyla bir ölçüde çözülmemiştir.

The name of the city in history

The oldest name of Sinop, which was located in Paflagonya region in the Ancient Age, has been found as Sinope.  According to a rumour, the city has taken its name from Amazon that is accepted as the founder. According to another rumour, the city has been founded in the ancient Greece by Sinope who was one of the water fairy girls of Asopos, the God of Rivers. The rumours are dated in the years of BC V.- IV and III. and the head of Sinope can be seen on the coins of the city at the same age. No matter which rumour is to be adopted, it is certain that the founder of the city is Sinope. However, if Sinope was a water fairy, the city should have been founded by Greek settlements; if Amazon, it should have been founded by the local people of Anatolia. This dilemma has not been sorted out yet by linguistic studies.

 

SİNOPE

MÖ 4500 (Paflagonlar/Helenistik Çağı)

Eski yunan mitolojisine göre ise kente adını veren Sinope adlı bir su perisidir. Yunanistandaki ırmak tanrısı Asopos’un güzel kızının adıdır..

 

SİNOVA

MÖ 1270 ( Hititler)

Hitit yazılarına göre Sinop’u kuranlar Amazonlardır. Kentin adı da Amazonların güzel ve yiğit kraliçesi Sinova’dan gelmektedir. Cesur ve savaşçı Amazonlar Sinop-Ayancık sahillerinde yaşarlardı…

 

TARİH

Sinop, sahip olduğu stratejik konumundan ötürü Anadolu tarihindeki bir çok medeniyetin yerleşim bölgesi olmuştur. MÖ 4500 yılından itibaren Paflagonlar, Gaçkarlar, Erken Hititler, Frigler, Kimmerler, Persler, Grekler, Kapadokya Krallığı. Pontuslar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in fethiyle Osmanlıların yerleştikleri belirlenmiştir. Bu uygarlıkların çoğunun eserlerini ilimizde görmek mümkündür.

 

COGRAFYA

Türkiye’nin en kuzeyine Boztepe yarımadasında kurulmuş olan doğa harikası ilimiz deniz-orman-göl-çölün bir arada olduğu doğal güzellikleriyle mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir.

Büyük bir doğal liman oluşundan dolayı tarih boyunca deniz ticaretinde önemli bir yere sahip olan ilimiz limanının iç ve dış limanını oluşturan sahilleri her türlü rüzgara karşı alternatifi olan plajlarla doludur.

Kuzeyde bir il olmasına rağmen sahili güneye bakan ve Karadeniz illeri arasında şehir içinde denize girilebilen tek ildir.

175 km lik Sinop sahillerinin 70 km sinde temiz ve doğal bir ortamda denize girilebilmektedir.

CEZAEVİ

Sinop adı geçtiğinde her zaman ilk akla gelen doğal güzelliğinin yanı sıra sürgünleri, kaçmanın imkansızlığı ve zaman zaman cezasını orada çekmiş ünlü kişileri ile anılan tarihi cezaevidir. (Ünlü şair Sebahattin Ali / Aldırma gönül gibi)

Sinop cezaevi yaklaşık 13000m2 lik bir alanı kaplar.

 

1214 yılında şehrin Selçuklular tarafından alınışının anısına Sultan İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılan iç kale içinde yer alır. Tersane ve zindan olarak kullanılmıştır.

 

1877 den itibaren Osmanlılar zamanında da tersane ve zindan olarak kullanılmış, zamanın en mükemmel harp gemileri burada yapılmıştır.

 

1887 yılında U tipi hapishane binasına dönüştürülmüştür..Firarın mümkün olmadığı bu yerde örnek bir uygulama başlatılmış, mahkumlara zamanlarını değerlendirmek ve psikolojilerini rahatlatmak için el sanatları öğretilmiş, işlemecilik, marangozluk, örgü, kuyumculuk ve oymacılık gibi sanatlarla üretime yöneltilmişlerdir.

Üretilen eşyalar dışarıya satılarak mahkumların ihtiyaç paralarını çıkarmaları sağlanmıştır. Günümüzde gemi maketi yapımcılığının temelleri buradan gelmiştir..

 

1997 yılında boşaltılmış ve 1999 yılında Kültür bakanlığına tahsis edilmiştir..

Sosyal etkinlikler alanı. Galeriler,Konferans salonu. Satış reyonu, Kafeterya gibi fonksiyonlar kazandırılarak Kültür komplexi halinde halkın hizmetine sunulması düşünülmektedir.

DİYOJEN

Tarihte Sinoplu Diyojen diye ün yapan bu filozofun MÖ 412 yılında doğduğu sanılmaktadır

Kalıp para basan bir kalpazanın Sinopta dünyaya gelen oğludur. (Babasının asıl mesleği kuyumculuktur Ancak parayı çok sevmesinden dolayı kalpazanlık yapmıştır.)

Babası kalıp para bastığı için Sinop’tan sürülmüş ve baba oğul Atina’nın Korinthos kasabasına gelip yerleşmiştir..

Diyojen Atina’da umduğunu bulamamış, babası ile birlikte çok sıkıntı çekmiş, sefalet içinde yaşamıştır. Farelere bile imrenecek hale gelmiştir.

Bir gün yiyecek bulmak için koşturan bir fareyi görünce Hele bak! Bu hayvan Atinalıların mutfağına girmeği biliyor da ben onların sofralarına oturamamak talihsizliğindeyim diye bağırmıştır. Ve o andan itibaren hayvanların yaşamını doğaya daha uygun bularak onların yaşamına özenmiştir.

Fıçının içinde yaşamaya başlamış ve kendine soru soranlara da köpek olduğunu söylüyordu. Bir feneri, bir sopası ve birde çanağı vardı. Birgün bir çeşme başında avucu ile su içen bir çocuk görünce elindeki çanağı kırıp attı ve bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti diyerek söylene söylene uzaklaşmıştır.  

Sıradan insanlardan nefret eder, hepsini o derece küçük görürdü ki bir öğle vakti elinde fener “bir adam arıyorum” diye bağırarak sokaklarda dolaşmış böylece Atina’da bir adam görmediğini anlatmak istemişti…

Her şeye rağmen Atina’da sevilen bir insandı. Krallar bile onun ilmine ve zekasına, kişiliğine hürmet ederlerdi. Korinthin’e gelen İskender bir dileğin var mı? sorusuna “Evet var Gölge etme başka ihsan istemem” yanıtını verdi..

Kısacası kendine yetme ile sadelik ilkelerine dayanan yaşam biçiminin öncülerindendir.

Diyojen MÖ 324 yılında Korinthos’ta ölmüştür.

Bütün gariplik ve anormal hal ve tavırlarına rağmen saygı görmüş ve ölümünden sonra Korinthoslular tarafından adına bir sütun dikmişlerdir.

Filozofun mermerden yapılmış mezar taşının Venedikte bir evin avlusunda bulunduğu söylenmektedir. Taşın üst tarafında bir köpek resmi, altında da soru cevap şeklinde şu yazı olduğu söylenir:

 

Söyle ey köpek, bu kadar dikkatle kimin mezarını bekliyorsun

Köpeğin

Köpek dediğin o adam kimdir

Diyojen

Bu adam nereli idi

Sinoplu’dur. O bir zaman fıçı içinde yaşardı, fakat şimdi meskeni yıldızlar olmuştur..

 

BALATLAR KİLİSESİ

Sinop, Ada Mahallesi, Yusufoğlu Aralığı’nda bulunan bu kilise MS.660 yılında Bizanslılar döneminde yapılmıştır.

Kilise 3.062 m2’lik bir alanı kapsamakta olup, önceleri bu yapının Roma dönemine ait bir hamam olduğu düşünülmüştür. Kilise Bizans döneminde VII.yüzyılda yapılmış dikdörtgen planlı bir bazilikadır. Kesme taş ve tuğladan yapılmış olan kilisenin duvarları dört sıra taş, dört sıra da tuğladan örülmüştür. Üst örtüsü içten tonoz, dıştan çatı ile örtülüdür.

Günümüzde kilisenin doğu ve batı duvarları yıkılmış, yalnızca kuzey ve güney duvarları ayakta kalabilmiştir. Kilisenin apsisi iyi bir durumda günümüze gelmiştir. Burada İsa, Meryem ve havarilerle (Hz. İsa'nın öğüt ve inançlarını yayma işiyle görevlendirdiği on iki yardımcısından her biri) ilgili freskler bulunmaktadır. Ancak bu freskler açıkta bulunduğundan sürekli tahrip olmaktadır.

Kilisenin mülkiyeti özel bir şahsa ait iken Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2000 yılında kamulaştırılmış, çevre düzenlemesi yapıldıktan sonra da ziyarete açılmıştır. 

 

ALEADDİN CAMİİ
Alaaddin Camii Sinop´un fethinden hemen sonra yapılmıştır. 1268 yılında Süleyman Pervane tarafından yeniden onartılmıştır. Çandaroğulları döneminde emsalsiz işçilikte bir minber ilave edilmiş ancak bu minber 1850 de yıkılmış ve parçaları İstanbul Çinili Köşk'e götürülmüştür. 
Selçuklu camileri, türbeleri, tamir görmüş ama hâlâ ayaktadır. Her birinin kapısında tarihçesini anlatan sadece Türkçe de olsa birer kitabe yazılmıştır. Bu kitabelerden Selçuklu tarihi hakkında da bilgi edinmek mümkündür.  Ulu Camii, Büyük Camii veya Alaaddin Camii olarak ta anılan bu cami, Sinop il merkezindedir.
Selçuklu dönemi plan tiplerine uygun olarak enine uzanan dikdörtgen, 22x66 metre ölçüsünde, duvarları bir sıra tuğla, bir sıra kesme taştan yapılmış.
İbadet mekanının üzeri beş kubbe ile örtülmüş, bahçesine şadırvan yapılmış.
Caminin kuzey yönünde 12 m. yüksekliğinde bir duvarla çevrilmiş 30x79 metre ölçüsünde bir avlunun kuzey, doğu ve batıya açılmış üç kapısı bulunmakta.
Bu avlunun kuzey ve batı kapıları üzerinde bulunan kitabelerden anlaşıldığı gibi; yapımına Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı I. Alaeddin Keykubat 1220/1237 tarafından başlanmış ve vezir Muinüddin Süleyman Pervane tarafından 1267 de tamamlanmış.
İsfendiyaroğulları zamanında da avlunun kuzeydoğu köşesine İbrahim Bey’in türbesi yapılmış.
Candaroğlu Celalüddin Beyazıd Bey tarafından 1385 de genişletilerek onarılmış.
Osmanlı Sultanı Abdülmecit zamanında Sinop Mutasarrıfı Tufan Paşa tarafından da 1851 de onartılmış.
Seyyah Ibn Battuta (1304/1368) seyahatnamesinde,
Sinop’un Ulu Camii ile ilgili olarak şunları yazar;  

“Sinop’un camii en güzel mescitten biridir. Ortasında bir su havuzu bulunur. Bu havuzun fevkinde, dört ayak üzerine mebni bir kubbe mevcuttur. Her ayağın yanında rühamdan iki sütun mevzuudur. Bunların fevkinde bulunan mahfile ahşap bir merdiven ile çıkılır. Bu, Sultan Barvana İbni Sultan Alaüddin Rumi’nin eseri binası olarak, mumaileyh Cuma namazını meskur kubbenin üstünde eda ederdi. Badehu oğlu, Gazi Çelebi canişini oldu. Onun vefatında salihfülbeyan Sultan Süleyman Sinop’u zaptetti”. 

Camiye avludan beş kapı ile girilir.
İbadet mekanının üzeri biri büyük olmak üzere üç kubbe ile örtülmüş.
Ayrıca batı ve doğu yönünden de birer küçük kubbe ile ortadaki üç kubbe desteklenmiş.
Caminin mihrabı beyaz mermerden olup, bezemeli olarak iç içe iki mihrap görünümünde.
Mihrabın çevresi çiçekli kabartmalar halinde çepeçevre Ayatel Kürsü ile çevrilmiş.
Mihrap yanındaki minber ile birlikte camiyi onaran Candaroğlu İsfendiyar Bey tarafından yaptırılmış.
Caminin minberi büyük kubbenin 1850 de yıkılması sırasında harap olmuş, kalan bölümleri Trabzon Valisi Sırrı Bey tarafından İstanbul Türk ve İslam eserleri Müzesi’ne gönderilmiş.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bu minbere şöyle değinmiş:

”Evsaf-ı Mimber-ı cami-i Sinop- öyle bir müsenna ve murassa ibretnümadır ki, sitayişinde kerubiyan bile acizdirler. Lakin Ala kaderittaka bu hakir deryadan katre, güneşten zerre olarak tavsif edeyim. Evvela üstad-ı kamil bu minberi altı kıt’a mermer-hamdan inşa edip her paresini birbirine öyle mezcetmiştir ki, Kemal-i kuvvet-i basara malik olan hezarfenler bile nazar-ı im’an ile bu taşı muayene etseler her kıt’a taşın birbirine intizaç yerini fark edemezler. Güya yekpare bir minber-i ranadır. Cenabı İzzet ruyi arzda ne kadar nebatat, Şukufe ve eshar halk etmişse üstat-i mermer yedi tülasını iyan ederek bu mermerde tersim etmiştir ki diyar-ı İslam’da buna muadil bir minber yoktur.”

Caminin arkasında kesme taştan, yuvarlak gövdeli tek şerefeli olan minaresi bulunur.

 

PERVANE MEDRESESİ

Sinop il merkezinde bulunan Süleyman Pervane Medresesi’ni, Selçuklu Veziri Muinüddin Süleyman Pervani 1262 yılında şehrin düşmandan kurtuluşu anısına yaptırmıştır. Medrese, Alaüddin Medresesi, Alaiye Medresesi gibi isimler ile tanınmıştır.

 

Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Aslan ile II.İzzüddin Keykavus döneminde yapılan savaşlar sırasında Trabzon Rum İmparatoru I. Manuel bir ara Sinop’u ele geçirmişti. Süleyman Muinüddin Pervane Sinop’u yeniden ele geçirmiş ve bunun anısına şehir merkezinde bu medreseyi yaptırmıştır.

Medrese moloz ve kesme taştan dikdörtgen planlıdır. Giriş eyvanında tek katlı medrese avlusunun iki tarafında odalar sıralanmıştır. Girişin karşısındaki ana eyvan 1889 yılında dershaneye dönüştürülmüştür. Giriş eyvanının iki yanında birer kapı bulunmaktadır. Bu kapılardan sağ taraftakinden Muinüddin Süleyman Pervane’nin torunu ve Mesud Çelebi’nin oğlu Sinop Beyi Altınbaş Gazi Çelebi’nin mezarının bulunduğu küçük bir bahçeye girilmektedir. Giriş eyvanının üzerinde üçgen şeklinde, yedi satırlı ve ince Selçuklu nesihi ile yazılmış etrafı çiçek bezemeli bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabeden Sinop’un Selçuklu Sultanı I.İzzüddin Keykavus’un 1214 yılında ele geçirişinden elli yıl sonra istila edildiği ve Süleyman Pervane tarafından geri alındığı belirtilmiştir.

Kitabe:
“Allah hüsnü âkibet mazhar etsin. Dini mübine dört elle sarılan ve Allah kelâmına uygun hareket eden, Allahın affına muhtaç, sahibi maali ve mefahir, Mehemmet Oğlu Ali’nin oğlu, Süleyma’nın gayretiyle Sinop şehrinin facir kâfirlerden alınması işi müyeser olunca mumaileyh bu mübarek medresenin yapılmasını emretti. Burasının tamamlanması 661 (1262) yılının aylarına tesadüf etti.”
Sinop’ta yapılmış olan tek medrese oluşundan ötürü önem taşımaktadır.

Medrese 1941-1970 yılları arasında Sinop Müzesi olarak kullanılmıştır.

 

SEYİD BİLAL TÜRBESİ

Seyyid İbrahim Bilal hazretlerinin türbesi ve Cezâyirli Ali Paşa Câmii Sinop'un en önemli turizm noktalarından biridir.

Seyyid İbrahim Bilâl hazretleri öyküsü şöyle:

İstanbul M.S. 675'te Ömer bin Abdülaziz tarafından kuşatıldığında bu kuşatmadaki gazilere yardımı Orta Asyadan gönüllü Türk savaşçıları sağlamıştır. Kardeşi Seyyid Ali Ekber Hazretleri de bu savaşçıların arasına katılmıştır. Bu gönüllü savaşçılar birliğiyle Karadeniz kıyısından İstanbul'a hareket etmiştir. Hareketi sırasında kötü hava koşulları nedeniyle Sinop limanına girmek zorunda kalmıştır. O günün şartlarına göre vergisini ödemiştir. Sinop'ta geçici olarak kalacaktır. Bugünkü Alâaddin camii'nin bulunduğu yerde yorgun ve hasta askerleriyle konaklayarak dinlenmeye çekilmiştir. Ancak Sinop Tekfuru (Bizans imparatorluğu zamanında vali düzeyinde olan yöneticilerle Anadolu ve Rumeli'deki Hristiyan beylerine verilen genel addır) ve askerleri onları gözleyerek izlemiş ve durumlarından kuşkulanmıştır. Bu kuşku üzerine Tekfur ve askerleri bir gece baskını düzenlemişlerdir. Üstün askerlik yeteneğine sahip Türk gönüllü savaşçıları bu baskına karşı koymuşlardır. Çıkan bu çatışmada sayılarının az, yorgun ve hasta olmaları gibi nedenlerle çoğu şehid olmuştur. Çevresi Tekfur ve Tekfurun askerleriyle sarılan Seyyid Bilâl Hazretleri düşmanı yararak birliğiyle beraber bu baskından sıyrılmak istemiştir. Bu sırada hükümet konağının bulunduğu semtte, Meydan kapısından şehri terk etmek üzere çarpışırken çatışmanın en şiddetli anında Tekfurun bir kılıç darbesiyle başı düşmüştür. Ve hemen düşen başını koltuğuna alarak şu anda bulunduğumuz yere kadar gelmiştir. Olay o anda orada bulunanlar tarafından hayretle izlenmiştir. İnanılması güç, gerçek dışı görünen bu olay karşısında dini inancı olan ahali ve Tekfur, bu durumdan ürkmüş, şaşırmış ve korkmuştur. Tekfur hemen çatışmayı durdurmuş ve böyle ulu bir kimseyi öldürdüğü için ahali ve uyruklarının gözünde saygınlığını yitireceğini anlayarak yaralı Müslüman savaşçılara iyi davranmış ve şehitlerin İslâm gelenek ve göreneklerine göre gömülmesine izin vermiştir. Seyyid İbrahim Bilâl Hazretlerinin kardeşi Seyyid Ali Ekber Hazretleri de şehitler arasında idi. Tekfur, neden olduğu bu acıklı olaydan son derece pişman olmuş ve "ben bir ermiş kişiyi öldürdüm. Allah'ın beni affetmesi için Seyyid Bilâl Hazretlerinin üzerine bir çatı örtülsün ve onu görmeye gelenler beni çiğneyerek geçsin, belki o zaman affolurum" demiş ve öyle de yapılmıştır. Ölümünden sonra Tekfur türbenin kapısının eşiğine gömülmüştür."

 

 

İNCEBURUN

Anadolu'nun en kuzey noktası. Sinop ilinin Karadeniz'e uzanan ucunda, 42°06' kuzey enlemi ve 34°58' doğu boylamında yer alır.

 

Sinop Merkezine yaklaşık 19 Km. uzaklıkta olup, Anadolu'nun en kuzey uç noktasıdır.

Burun, katılaşmış lav ve aglomeralardan oluşur. Üst Kretase (Tebeşir) Döneminde (Kretase Dönemi, y. 136-65 milyon yıl önce) ait volkanik yüzeyde lavlar, aglomeralara oranla daha geniş yer tutar .Lavlar, sütun biçiminde ve çok çatlamış bazaltlardan oluşur. Bazaltlar ve aralarındaki aglomeralar bu kesimde genellikle kuzey ve kuzeybatıya doğru tabakalı biçimde bir eğim gösterir.

Dik falezli kıyılarla çevrilen İnceburun'un açığında bulunan ve aynı volkanik kayaçlardan oluşan Davşan Adası, küçük bir kaya parçasıdır ve en kuzey nokta orasıdır. Burna en yakın köy Kurtkuyusu mezrasıdır. Köyün önünden başlayıp, kuzeye, İnceburun'a gidersek, oradan doğuya dönüp kıyıdan Başkaya Burnu'na, ardından güneydoğuya dönüp kıyıyı Hamsilos'a kadar takip edersek kıyının kayalık ve girintili çıkıntılı olduğunu görürüz. Hatta Hamsilos'un başında yüksek kayalar olması nedeniyle herkes burayı Türkiye'nin tek fiyordu olarak bilir ama bunun doğru olduğu söylenemez.

Gemilere geçiş kolaylığı sağlamak üzere İnceburun'un en uç noktasında fener bulunmaktadır.  Deniz yüzeyinden 38 m yükseklikte inşa edilmiştir.

1860'lı yıllarda Fransızlar tarafından yapılmış. Teknolojinin gelişmesine paralel olarak da önceleri gazyağı, daha sonra da asetilen yakan ve her saat başı mekanizması kurulması gereken fener bugün tam otomatik hale gelmiş. Hava kararınca yanıyor, sabah kendi sönüyor.

100 senedir bu feneri çalıştıran ailenin reisi Erol ÇİLESİZ… Ailesiyle bu fenerde yaşıyor.

 

PAŞA TABYALARI

 

Sinop yarımadası'nın güney doğusunda 19.yy.da  (1877 – 1878) Osmanlı-Rus savaşları sırasında denizden gelen tehlikeleri önlemek amacıyla yapılmıştır. Yarı ay şeklindedir. 11 top yatağı, cephanelik ve mahzenlerden oluşmaktadır. Paşa Tabyası yeme içme tesisi olarak hizmete açılmış olup İlimiz turizmine hizmet vermektedir. Diğer bir tabya da Korucuk Tabyası'dır. Bu Tabya özel şahsın mülkiyeti içindedir.

 

1853 Rus Baskını – Kırım savaşına giden yol..

 

ARKEOLOJİ MÜZESİ

 

Sinop'ta ilk müzecilik faaliyetleri 1921 yılında başlamıştır. Etrafı surlarla çevrili ilin batısındaki nekropolünden ve gerekse şehir içindeki yapılanma nedeniyle temel hafriyatlarından ortaya çıkarılan eserler, 1921 yılından itibaren Atatürk'ün 1928 yılında yeni harfleri Sinop halkına tanıttığı Mekteb-i İdadi'de toplamaya başlanmıştır.

 

1932 yılında ise, eser miktarın artması ile 1262 yılında Selçuk Veziri Müinüddin Pervane tarafından yaptırılan Pervane Medresesi'ne nakledilen eserler, burada depolanmaya devam edilmiş ve ilk müzenin çekirdeği oluşturulmuştur. 1941 yılında ziyarete açılan Müze, 1945 yılında memurluk ve 1947 yılında müdürlük olmuş ve bir süre sonra da yine memurluk olarak faaliyetini sürdürmüştür.

 

1951-1953 yılları arasında İlimiz Demirciköy'de Kocagöz Höyük ve İl merkezinde Müze avlusunda bulunan Serapis Mabedi'nde Türk Tarih Kurumu Adına Prof. Ekrem AKURGAL Başkanlığında ve Münster Üniversitesi adına Dr. Ludwig BUDDE ile müşterek başlatılan kazılardan sonra, Prof. Ekrem AKURGAL'ın Genel Müdürlüğümüze bir müzenin kurulması istemiyle verdiği rapor gereği 1968 yılında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü Merhum Hikmet GÜRÇAY'ın çabaları ile Belediye'den temin edilen hibe bir arsa üzerine, içinde Selçuklu Türbesi ve Serapis Mabedi temeli bulunan alanda, inşaat başlatılarak 1970 yılında yeni modern müze binası bitirilerek yeniden müdürlük olarak hizmete açılmıştır.

 

MÜZE TEŞHİRİ

1970 yılında hizmete açılan yeni müze binası 2001 yılında onarım ve yeni teşhir-tanzim çalışmaları nedeniyle hizmete kapatılmıştır. Çağdaş müzecilik anlayışı içersinde onarım ve teşhir tanzimi yeniden gerçekleştirilen Müze 2006 Nisan ayında tekrar ziyaretçilerin hizmetine sunulmuştur.

 

TEŞHİR SALONLARI

KORİDOR: Bu alanda sol cephede yüksek podium üzerinde heykel başları ve heykeller sergilenmektedir. Teşhirde sırayla SinopeKaradeniz Ereğlisi arasında M.Ö. 4. yüzyılda yapılan bir antlaşmayı içeren taş kitabe sergilenmektedir.

 

 

KÜÇÜK BULUNTULAR SALONU: Bu bölümde girişin sağını takip ederek, kronolojik bir sırayla, Sinop'ta bulunan İlk Tunç Çağından Bizans Çağı sonuna kadar bir dönemi kapsayan kap-kacak, madeni aletler, vazolar, pişmiş toprak heykelcikler, Serapis Mabedine ait pişmiş toprak mimari parçalar, cam eserler, mezar buluntuları ve benzeri eserlerin teşhiri yapılmaktadır. Bu bölümün ortasında zeminde, Meydankapı da bulunmuş ve 7 adet Sanat Perisini ihtiva eden Mozaik Pano da teşhirin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

 

TAŞ ESERLER SALONU: Bu bölüm ölü kültüyle ilgili olup, Anadolu'nun en eski mezar steli örnekler (Arkaik Çağ) bu bölümde kronolojik olarak sergilenmektedir. Ayrıca bu bölümde, yer alan bir mezar anıtına ait olduğu düşünülen mermer Geyik Parçalayan Aslanlar grubu ve bir denizciye ait Lahit görülmeye değer nadir buluntulardandır.

 

AMPHORA SALONU: 1994-2000 yılları arasında, Sinop Merkez, Karakum ve Demirciköy'de yapılan Türk-Fransız ortak kazılarında çok sayıda amphora üretim atölyeleri ve fırınları ortaya çıkarılmıştır. Kazılar Sinop'un Helenistik-Roma ve Bizans Çağında geçiminin büyük bölümünü amphora tuğla ve kiremit üreterek sağladığını ortaya koymuştur. Bu bölümde, Sinop'ta üretilmiş amphora örneklerinin yanı sıra, kazılardan elde edilen bilgiler doğrultusunda kısmen orijinal malzeme kullanılarak yapılmış bir Amphora Fırını teşhir edilmektedir. Ayrıca Sinop Amphoralarının ticari amaçlı yayılım alanını gösteren bir pano yer almaktadır.

 

SİKKE BÖLÜMÜ: Bu bölümde, Sinop'un ilk bastırdığı gümüş sikkelerden, şehir sikkelerinden, Ordu Definesi, Gelincik Definesi, Selçuklu Definesi ve Bizans Definesinden örnekleri teşhir edilmektedir.

 

İKONA SALONU: İkona Hristiyan dininde doğu kiliselerinde duvar fresklerine karşılık ahşap pano üzerine yapılan her türlü dini resme verilen addır.

İkona, resimden ziyade, tapınılan bir kült resmidir. Bunlar kiliselerde halk tarafından kolayca görülebilecek yerlere asılırdı. İkonaların asıldığı bu yerlere "İKONASTOSİS" denirdi.

Bizans Dönemi'ne ait ikonaların ana konuları sıkı bir Taoloji programıyla saptanmıştır. Hz. İsa ile Meryem'in yanında Havari ve Aziz kişilerin resimleri yer alır veya yaşam öyküleri ile birlikte dinsel ve tarihi olaylar anlatılır. 19.yy.'da İlimiz ve çevresinde bulunan kiliselerden günümüze kaldığı

tahmin edilen ikonaların müzeye nereden ve ne zaman geldiği bilinmemektedir. Sinop İkonaları, kestane ağacından yapılmış panolara alçı sıvanarak, bazılarında da bez alçı bir arada kullanılarak üzerine boya ve altın yaldızla yapılmıştır. Bu ikonalarda İsa, Meryem, Yahya ve diğer Aziz kişilerle birlikte dinsel olaylar anlatılmıştır.

Sinop İkonaları, 19. yy. Rus Kiliselerinde ve Kıbrıs'taki Rum Kiliselerinde yer alan ikonalarla büyük benzerlikler göstermektedir.

 

BAHÇE TEŞHİRİ: Açık teşhirde genelde  taş, mermer mimari eserler,mil taşları, mezarları, heykeller, pitoslar ve mozaikler yer almaktadır. Ayrıca Aynalı Kadın türbesi güney ve batı cephesinde İslami mezar taşlardan bir nevi mezarlık canlandırılmıştır.

Bahçenin güney-batı köşesinde M.Ö.IV. yüzyıla ait Serapis Mabedinin kuzeyinde ise Antik çağdan günümüze Çapalar teşhir edilmektedir.

 

 

Serapis Mabedi
Bugün Sinop Müzesi’nin bahçesinde kalıntıları yer alan mabet, 1951 yılında bölgede yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Güneyinde altarı olan dikdörtgen planlı bir mabettir. Kazı sırasında pişmiş toprak malzeme, mimari parçaları ve sırasıyla Serapis, Dionysos, Herakles, İsis ve Kore figürleri bulunmuştur. Mabedin hangi tanrı için yapıldığı bilinmemekle birlikte bir yazıta göre bu mabedin Serapis'e ait olduğu sanılmaktadır.

 

  •